26 Temmuz 2015 Pazar

Anı

Hafıza yüktür , birlikte taşımazsak . Bazen yaşanan her şey koca bir hayal gibi geliyor. Çok uzaktan. Mesela kuzguncukta bir kafede tanıştığım kadın gibi. Film çekiyorlardı bizde o aksam oradaydık. Bir kadın da yanımızda oturup set calislarinla emir yağdırıp duruyordu. Sonra sohbet etmeye başladık. Dobra bir kadındı. Adini hic hatırlamıyorum. Kahve içip kapatmıştık fincanları. Sonra sohbet burçlardan acildi hepimizin burcunu bildi sonra ben fal bakar misiniz diye tutturdum o arada sürekli kendimi anlatıyordum .tiyatro yapıyorum bende falan  hani belki bir is çıkar diye. Sonra falıma bakmaya başladı ne söyledi simdi hatırlamıyorum ama baya etkilemişti. En son çok güzel bir auran var deyip sohbeti iyice ilerlemiştik limon yapim imiş mutlaka başvuru yap demişti figüranlıkliklara sonra unuttum gitti tabi başvuru falan da yapmadım. Sonra tiyatro ,oyunlar hepsi çok uzakta gibi. Yaş almak boyle bir şey herhalde yaşanan her şey uzaklaşmaya başlıyor. En kötüsü de yaşadıklarının bir anıya dönüştüğünü farketmek o olaylar sırasında. İstanbuldan ayrılacağım da teker teker arkadaşlarımla buluştugumda da her farkındaydım bunun. Onlara uzaktan bakıp nasıl anıya dönüştüklerini izledim. Simdi yalnızlığın belki de hayatım boyunca en dibindeyim. Bir labirentin içinden çıkmaya çalışan fare gibi..

18 Temmuz 2015 Cumartesi

Zamane Sorunları

Çıldırıyorsak sebebi var. gün biti ,yol bitti. yine geldik çıkmaza elde var sıfır. hep böyle oluyor biliyor musun? tam gazla başlıyorsun bu sefer farklı olacak diyorsun,sonu yine yok. Hiç yokken saçma bir karar aldım. doğrudan özel sektör kölesi olmaktansa şu kpss dedikleri şey neymiş bir göreyim dedim tabi bunda çevremdeki neredeyse herkesin mutlaka bir dene sonra çok pişman olursun telkinleri az etkili olmadı değil. şimdi farkediyorum ki boşuna bir dokuz aymış. çünkü eğer öğretmen,polis falan değilseniz bu yol zor hatta imkansız. alım sayısını geç zaten son noktaya varmak için koskoca 3 aşamadan geçmek zorundasınız. ben ilkinde yani kpss aşamasında baya iyi tökezledim tabi. hayır olmayacağı malum,ben dediğin insan hayatında girdiği hiçbir sınavda başarılı olamamış sınavlarda kendisine felç inen bir insanım sonuçta.niye gaza geliyorsun değil mi? yaptık bir hata.aman siz eylemeyin.şimdi önümde yine bir belirsizlik.daha hangi şehirde yaşamak istediğime bile karar veremedim. nereye gitsem aklım diğerinde kalacak biliyorum. dahası iş arama süreci,o berbat ötesi mülakatlar,tanıdık arayışları beni fazlasıyla korkutuyor .bir yerden başlamak gerek biliyorum .mızmızlanmanın da manası yok onu da biliyorum. bir çok seyi biliyorum da korkuyorum.
Her şey bir yana ben bugünlerde fazlaca  burgazadayı özlüyorum.sakinliği özlüyorum.son vapura kadar denizin karşısında elimde bira kulağımda müzik olmasını özlüyorum,avare avare sokaklarında dolaşmayı özlüyorum,her sokağın denize çıkmasını özlüyorum (böylelikle kaybolmuyorum) . hep bir gece kalmak istedim sadece bir gece. çoğu zaman ya param olmadı ya da tek başıma kalmaktan korktum. bak görüyor musun korkularım yüzünden ne güzelllikleri kaçırmışım yine.şimdi yine gitme planım çok değil bir yirmi gün sonra bu sefer kalacağım ama tek bir gece,tek başıma yine elimde bira kulağımda müzik olacak tek fark vapuru kaçırmak korkum olmayacak. bakalım zaman ne getirecek yine dalalım bir kocaman belirsizliğe ..


İç ısıtan şarkı budur .

Beni O Limana Çıkaramazsın!

Doğduğumuz günden bu yana bize sunulan değer yargılarıyla biçimlendik.isteklerimizi yönlendirdiler.davranışlarımızı belirlediler.beynimize genel geçer kavramlar yüklediler.duygularımızı bile savunamadık çoğu kez.hep şablonlar vardı çevremizde.ayıplar,yasaklar,gelenekler,çıkarlar.peki kimin çıkarları? ailemizin,toplumun,devletin,yani kurulu düzenin.düzen bize ayrı olma sansını hiç vermedi.ayrı olmaya kalkıştığımızda dışlandık.yaptırımlara uğradık.şöyle yada böyle uyum sağladık ailelerimize,çevremize,işyerimize,yasalara..sevgimizde de hep kolay olana tutunuyoruz.kimimiz edilgeniz.kendimizi bir şeyin ya da birisinin aracı haline getirdik.yaşamdan kaynaklanan sorunlarımızı üretici edinimlerle çözme yürekliliğini göstermeyip,bir şeye ya da birisine sığındık.kimimiz de etkeniz.kendi parçalanmışlığımızı,bir başka kişiyi kendimizin bir parçası haline getirerek aşmaya çalışıyoruz.kendimize bir uydu edinerek yalnızlığımızın,hapsolmuşluk duygularımızın üstesinden gelebileceğimizi düşünüyoruz.bir başkasının üstünde egemenlik kurarak,onun kişiliğini kendi kişiliğimizin içinde eriterek bütünleşeceğimizi sanıyoruz.sonra da küçümsüyoruz o kişiyi.bütünlüğü kaçamaklarda aramaya başlıyoruz.yalanla,aldatmalarla.şimdi hepimizin içinde doldurulamayan  boşluklar var.

7 Şubat 2015 Cumartesi

DÜNYA

Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük.
Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük.
Yoksul insanlar, ağlayan anneler-babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük.
Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik.
Teşekkürler Dünya.
Kazım Koyuncu 

16 Ocak 2015 Cuma

Gelsen n'olacak?

Yine somurarak içmeye başladım düşmanımı.Az sonra bir daha,az sonra bir daha.kavga-dövüş ilerliyorum.
Uyuyorsun şimdi.İşin gücün uyumak. Saat 01. ben uyumuyorum..İşim mi var? Hayır.Uyku tutmadı.Yeni bir sigaraya devam.Kitaba devam.
Seni bekliyorum.Gelmiyorsun.Üstelik sen zaten yoksun.Haberin yok.Gelemezsin de. Uyku tutmadı.Uykum gelmiyor.Sen gel.. Gelsen n'olacak? 





7 Ocak 2015 Çarşamba

GÖZLERİNİN ANLAMINI ÖPERİM


Gecenin kör karanlığında 
odamda
lambayı söndürdüm
mezarlıkları düşündüm
ölümü düşündüm
ürktüm birden
sonra
yarın sabah
pencereme konacak güvercinleri
sonra 
seni
kaç kişi bütün gece senin gibi gündüze taşar
ben hala çözebilmiş değilim yaşanan saçmalığı
o kuru çıplaklığı yani yasallığını soluğumuzun
kaç kişi bütün ömrü senin gibi soluksuz yaşar
her aşkın mutlaka-gerçek aşksa ama-
illegal bir yanı da vardır diye diretişinle 
değişiyor gözlerimde gökyüzü
ben senin
gözlerinin anlamından öperim.

M.D

6 Ocak 2015 Salı

SEVGİ METASI


Hemen hepimiz aşık olmuşusuzdur.sonsuz umut ve beklentilerle başlayan çılgın bir akışın içinde buluvermişizdir kendimizi.Yalnızlığımız ,çaresizliğimiz bitiverecek sanmışızdır.Uzun sürmez düş kırıklıklarının başlaması .Ne olduğunu,neden olduğunu anlayamayız çoğu kez.Çünkü aslında aşık olduğumuz kişinin kendisi değildir çoğu kez,nesnesidir daha doğrusu nesnenin albenisidir.Sadece nesne olarak algıladığımız insandan bize akan arzudur ve bu arzu kalktığında aşk bitiverir ya da biz karıştırmışızdır nesnel görüntüyle,kafamızda daha önceden oluşturduğumuz görüntüyü..İçimizden bir ses ''işte aradığın bu''demiştir. ''bu senın hayalindeki sevgili'' .Ama yine o ses değil midir biten bir aşkın ardından öz savunmamızı üstlenen''yanlış kişiydi''diye bizi aklayıveren.
Sevigiye dair ne biliyoruz?  ne yapıyoruz?  Yoksa gercekte istediğimiz şey sadece sevilmek mi? ''sevmek istiyorum'' derken kastettiğimiz sevilmek istiyorum mudur çoğunukla. Bunda bizi, istediğimiz,beklediğimiz anlamda sevecek bir insanı bizimde seveceğimiz varsayımı yatar,bu doğrudur da insanın değer verdiği kişinin sevgisine kayıtsız kalması güçtür. Ama sevgi meta mıdır ki,vermek için önce birşeyler almayı bekleyelim? Oysa sevmek nesnelerden soyutlanmıs sıcak ve üretken bir ilişki için emek vermek,mutluluksa,vermeyi sevince dönüştürebildiğimiz yerde ,sıcak bir simit tadında duyumsadığımız şey değil midir?..peki bunca kolayken sevmek ve bunca güzelken neden beceremiyoruz öyleyse? Bugün her şeyin bir maliyeti var ve bir etiketi var.sevginin de.değerler hiyerarşisinde sevgi giderek daha aşağılara itiliyor ,beğeniler standartlaştırılıyor ve sevgi de ucuza maledilmesi gereken bir meta konumuna indirgeniyor.Kimse de bundan bağımsız düşünemiyor,hareket edemiyor.