Yine somurarak içmeye başladım düşmanımı.Az sonra bir daha,az sonra bir daha.kavga-dövüş ilerliyorum. Uyuyorsun şimdi.İşin gücün uyumak. Saat 01. ben uyumuyorum..İşim mi var? Hayır.Uyku tutmadı.Yeni bir sigaraya devam.Kitaba devam. Seni bekliyorum.Gelmiyorsun.Üstelik sen zaten yoksun.Haberin yok.Gelemezsin de. Uyku tutmadı.Uykum gelmiyor.Sen gel.. Gelsen n'olacak?
Gecenin kör karanlığında odamda lambayı
söndürdüm mezarlıkları düşündüm ölümü
düşündüm ürktüm birden sonra yarın
sabah pencereme konacak
güvercinleri sonra seni kaç kişi bütün gece senin
gibi gündüze taşar ben hala çözebilmiş değilim yaşanan
saçmalığı o kuru çıplaklığı yani yasallığını soluğumuzun kaç
kişi bütün ömrü senin gibi soluksuz yaşar her aşkın mutlaka-gerçek aşksa
ama- illegal bir yanı da vardır diye diretişinle değişiyor
gözlerimde gökyüzü ben senin gözlerinin anlamından
öperim.
Hemen hepimiz aşık olmuşusuzdur.sonsuz umut ve
beklentilerle başlayan çılgın bir akışın içinde buluvermişizdir
kendimizi.Yalnızlığımız ,çaresizliğimiz bitiverecek sanmışızdır.Uzun sürmez düş
kırıklıklarının başlaması .Ne olduğunu,neden olduğunu anlayamayız çoğu
kez.Çünkü aslında aşık olduğumuz kişinin kendisi değildir çoğu kez,nesnesidir
daha doğrusu nesnenin albenisidir.Sadece nesne olarak algıladığımız insandan
bize akan arzudur ve bu arzu kalktığında aşk bitiverir ya da biz
karıştırmışızdır nesnel görüntüyle,kafamızda daha önceden oluşturduğumuz
görüntüyü..İçimizden bir ses ''işte aradığın bu''demiştir. ''bu senın hayalindeki
sevgili'' .Ama yine o ses değil midir biten bir aşkın ardından öz savunmamızı
üstlenen''yanlış kişiydi''diye bizi aklayıveren. Sevigiye dair ne biliyoruz? ne
yapıyoruz? Yoksa gercekte istediğimiz şey sadece sevilmek mi?
''sevmek istiyorum'' derken kastettiğimiz sevilmek istiyorum mudur
çoğunukla. Bunda bizi, istediğimiz,beklediğimiz anlamda sevecek bir insanı
bizimde seveceğimiz varsayımı yatar,bu doğrudur da insanın değer verdiği
kişinin sevgisine kayıtsız kalması güçtür. Ama sevgi meta mıdır ki,vermek için
önce birşeyler almayı bekleyelim? Oysa sevmek nesnelerden soyutlanmıs sıcak ve
üretken bir ilişki için emek vermek,mutluluksa,vermeyi sevince
dönüştürebildiğimiz yerde ,sıcak bir simit tadında duyumsadığımız şey değil
midir?..peki bunca kolayken sevmek ve bunca güzelken neden beceremiyoruz
öyleyse? Bugün her şeyin bir maliyeti var ve bir etiketi var.sevginin
de.değerler hiyerarşisinde sevgi giderek daha aşağılara itiliyor ,beğeniler
standartlaştırılıyor ve sevgi de ucuza maledilmesi gereken bir meta konumuna
indirgeniyor.Kimse de bundan bağımsız düşünemiyor,hareket edemiyor.
Bazı geceler böyle yapıyorum.gün ışıyana kadar oturuyorum.sonra bir saat kadar uzanıyorum.sonra dışarı.tabi kahvaltı yaptıktan sonra...sabahlara kadar oturduğum bazı geceler benim için az okumalı,bol düşünmeli,ancak benim duyabileceğim şekilde müzikli..ne düşünüyorum.öyle derin şeyler değil..kendimle ilgilii biraz da uydur kaydır şeyler,yaptıklarım,hatalarım,aptallıklarım,pişmanlıklarım sonra gülümsüyorum iyi yapmışım dediğim şeyleri de düşünüyorum.o zaman övünüyorum kendimle..bazen de didik didik ediyorum kendimi.üstüme ateş basıyor...hep böyle olsa ne iyi ,geçmişten süzülüp gelen anılar. ama bugün var.acı var,ölüm var,bitmek bilmeyen gelecek kaygısı var. sonra diyorum ki bıraksam her şeyi,gece.dışarı çıksam fırtına alıp beni götürse ''bırak kalbine gireyim'' diyene.bir mesaj aldım.''nüfusa göre 26 yaşındayım. bazen 300 yaşında,bazen 3 yaşında,bazen 18 yaşında,bir türlü kestiremedim.ama asgari olarak 1 azami olarak 1 milyon yaşında oluyorum diyor''. bilirim bu durumu.çünkü ben de değişik yaşların insanıyım.bu yüzden bir dostum uyarmıştı beni ''büyü artık'' demişti. bazen büyüyorum.1 milyon yaşında oluyorum.bu kez ''ne var,ne oluyor''diyorlar.anlatamıyorum.bu dünyada 1 milyon yıl yaşamak kolay mı. sonra devam ediyor mesaja ''bırak diyor kalbine gireyim,seni sana inat seveyim.sen, seni sevmemenin sorumluluğunu alabilcek misin?'' gece..fırtına,,o mesaj. ''bırak kalbine gireyim''diyen.iç dünyamı allak bullak etti bu söz.ne güzel.tartışmasız.kayıtsız şartsız ''bırak kalbine gireyim diyor' diyor.bütün eksiğimi gediğimi,yanlışımı kabul ediyor,bütün insaniliğiyle kalbini veriyor bana.bir sürek avının susuz kalmış insanına hayat suyu vermiş gibi geldi bu sözler.ah cancağızım,bu ne büyük bir onur ne büyük bir ödül bana.seni asla unutmam.çünkü bu dünyada hiçbir şey,ama hiçbir şey insandan,insan kalbinden daha değerli değildir benim için... Yine de giremiyorsun kalbime,kalbim senin kadar geniş değil çünkü. ben sevmeyi bilmeyen bir çocuğum.açamıyorum kalbimi sana,dokunamıyorsun bana.susuyoruz geceler boyu.kızmıyorum sana,kızmıyorsun bana..sonra uzaklaşıyoruz.bir kaç anı,bir kaç gözyaşı..unutuyoruz..hep yaptığımız gibi..
Burası gece ile gündüzün çevriminde bir gezegen.üstünde bir kaç
yaşam..tarih geçmişle gelecek arasında bir kuşak.kendimi dalgaların çalkantısına
bırakmıştım.öylece ne kadar kaldım bilmiyorum.içimdeki küçük kıpırtıları duyana
dek ne kadar süre geçmişti.tarih hangi zamandı.küçük kıpırtıların kaynağı benim
dışımdaydı.bu kez sevgilisini arayan bir genç adamdan
geliyordu.konusuyordu.sözleri algılamak çaba gerektiriyordu.''onu gördün mü?''
diye soruyordu bana ''saçları senin gibi dalgalı.gözleri iri.ne çok benziyorsun
ona buralarda görün mü? görmüş olmalısın..'' aradığı kızı görmemiştim.görsem
bile anımsayamazdım.anılara yer yoktu boşluklarda.yalnızca yeşil gözlerine
takılıp kaldı bakışlarım.sık sık karşılaşıyorduk sevgilisini arayan genç
adamla.bütün ağırlığına rağmen kendiyle ilgili her şeyi sırtında taşıyordu
inatla.hafiflemek gibi bir isteğe kapılmamıştı.herkesle konuşabiliyor.anılarla
anlamları topluyor,sevgiyle çarpıyordu.hep sevgilisini anlatır yukardakine selam
yollardı ona.''çocuk '' der yukardaki.''ne aptalsın! bir larvadır
aşk..başkalaşımın evresidir''adam bilir.selamını hiç söylemedi sevgilisine yine
de gönderir her gece.''bak''der yukardakine ''sen herkesi görüyorsun.sevgilimi
görüyorsun.o da seni görüyor.başını kaldırıp bakıyor.biliyorum.söyle.selam söyle
benden.onu cok sevdiğimi söyle.onu aradığımı.ne olursa olsun bulusacagımızı''
önceleri bu bulanık boşlukta sevgilisini bulabileceğine inanmıyordum.ama zaman
geçtikçe onunla konuştukça inanmaya başladım.konusabiliyordum ben de
artık.sözcüklere anlam yüklüyordum.inanıyordum.korkuyordum.yeşil özlemlerimi
gerçekleştirmek istiyordum.yalnızlık hapsinde olanlara elimi uzatıyordum.kayıp
renkleri arıyor,bahar kokularını özlüyordum.sevgilisini arayan adamla
birlikte.genç adam bir gün ''hiç olmayacak''dedi. sonra sürdürdü''hiç olmayacak
olanın,bir yerde gerçekleşmiş olabileceğini düşündün mü hiç?'' ''uzak yıldızın
birinde.cok,cok uzakta..belki..''dedim.''anlamsızlık yaşamayı
gerektirmiyor''dedi.!!''yaşamaksa anlamsızlığı' ' birbirmizle konuşmayı
sürdürdükçe umudumuz büyüyordu.birbirimize tutunuyorduk.''bu aşk bir
lavradır...bu aşk'' diye konuşuyordu yukardaki.''senin lavran başka erişkinlerin
besinidir.''sesi bir yere kapılıp gidiyordu sanki.uzaklaşıyordu
gittikçe.''korkmana gerek yok ''dedi ona yanımda duran kadın.''sevgi tohumları
ekiyoruz biz.seviyoruz.birbirmiz seviyoruz.kendimizi seviyoruz.ne olduğumuzu,ne
olmak istediğimizi biliyoruz.insan olarak yaşayacağız''işte o an bir insan
olduğumu düşündüm ilk kez.bir insanım ben.yukardakinin sesini hiç işitmedim o
günden sonra.bir çok insandan biriydim bende.yürüyordum.boşluğun dalgaları
yoktu.bir çiçek kokusu havada.kuş çığlığı.ter kokulu sevişmeler..genç adamın
sevdiği kız burdaydı.daha pek çok insanla birlikte.burası dünya ! genç adamla
kız sarıldılar,koklaştılar.hiçbir zaman gerçekleşmeyecek sanılannın
gerçekleştiği yer burası.DNA'alar ikiye bölündü.bir sprem bir yumurta hücresi
ile birlişti.yeni canlının hücreleri yeni bir DNA içerdi.burası dünya..uzak bir
yer...olanaksızın istenebileceği bir yer.umudun yaratılabileceği...burda,dünyada
yazıyorum bu mektubu sana.sanıyorum senden önce vardım buraya.tıpkı genç adamın
sevdiği kız gibi..senden önce geldim dünyaya.
Bir hastane
kapısında acıyla yüzyüze gelmiş, ne olduğunu anlamaya çalışırken; gördüğün
taksiden inen teyzeyle, başka şeyler düşünmeye başlıyorsun. Aklın kıyas yapmaya,
ölüme bir sıra biçmeye yelteniyor çaresizce. Bütün bildik sözler sıralanıyor
ardı ardına. Biliyorsun sende, bunu da sindirip, tahammül edilebilir hale
getireceksin, ama zamanla. Fakat bundan sonra, genç ölümleri duyduğunda, bir
film karesi gibi aynı sahneyi defalarca hatırlayıp, her seferinde aynı şeyleri
hissedeceğini de biliyorsun. Erkendir her
ölüm, sevdiğini uğurlarken buralardan. Başlangıcı olup sonsuza uzanan tek şey
zamandır. Ve geriye kalan herşey, onun içinde kaybolmaya mahkumdur, biliyorsun.
Bunu tahmin etmemişsin işte, hiç böylesi aklına gelmemiş. Düşlemiş miydin? Böyle
birşeyi nasıl düşlersin ki, düşlemedin elbet. Sevdiğin hiçkimseye yakıştıramadın
ki ölümü. Onlar sıcaktılar, sevgi dolu. Ama ölüm, içini üşütecek kadar soğuk.
Ellerin değil, duygularındı üşüyen şu yaz ortası. Görememek,
konuşamamak. Bir gün önce yanında olandan, artık bir ömür boyu ayrı kalmak gibi
yakıcı hisler kapladı heryanını. Bu idi demek, sevdiklerinden önce gitmek
isteyişinin nedeni. Bunu nasıl bir bencillikle istediğin ve isteğini ne kadar
geçerli nedenlere dayandırdığın aşikardı şimdi. Ona senden
yakın olanların acısını görünce, sakladın kendi acını. Öncelik sırasını
karıştırdın acıların. Onların bu haline mi, acının asıl nedenine mi üzülüyordu
için, en ilk? “Birileri yeni
kitaplar yazacak, okuyamayacaksın; yeni filmler çekilecek, izleyemeyeceksin;
sevdiğin bir şarkıyı bir daha dinlemek isterken, dinleyemeyeceksin.” diyordu ya
filmde. Gideceği zamanı bilerek yaşamanın verdiği ağırlığı, bir kez daha
hissetmiştin o sahneyi izlediğinde.Sana acı
verenin, onun acılarına son verdiğini aklına getirdin bunları düşününce. O,
kurtulmayı diliyordu belki de, kurtuluş ölüm olsada; oysa sen, razı değildin
ölümüne, onun acılarından habersiz olsanda. Bu açmazda, kim daha acılıydı ki
acaba?
Bir sigara yakıyorum durup dururken biraz sıkılıyor biraz da
hatırlıyorum,bundan üç yıldan önce de beni duymadığını anımsıyorum
..silkiniyorum. sonra bende kalan yüzünü,çalmadığın kapımı
düşünüyorum.Yaşadığım,yaşamaya hani neredeyse zorunlu olduğum onca ayrıntı hep
senle devam ediyor ve ben bundan nefret ediyorum. üç yıl öncesini hatırlıyorum
..imkansızlıkları,geç kalmışlıkları anımsıyorum durup dururken. sahi ben seni mi
sevmiştim yoksa yıllar yılı ardımdan gelen olasılığı mı? Neden
geldin sen bunca zamandan sonra karşıma . o akşam vaktini düşünüyorum son
kez.gülüşünü,bakışını..neden geldin ? cevap yok. sonra neden gittin ?
cevap yok. onca geniş zaman varken sevemediğin beni yasak zamanlarda mı sevmeye
başladın birdenbire? ben sevmiyordum artık seni. belki de hiç sevmemiştim .Şimdi
hangi mezarlıktan hortladıysan tekrar dön oraya.şimdi aynalardan birini
takılıyor yine bakışlarım. yansımamdan hiçbir tepki alamayacak gibi oluyorum
içimdeki onca fırtınaya karşın. ne yalan söyleyeyeyim biraz da korkar gibi
oluyorum ..zamanın tanımlanması güç bir yerlerdeyim hangi kaçışın hangi hangi
yalnızlığın yansımasını buluyorum bu yüzde bilmiyorum artık bilemiyorum.
yazılarımda di'li geçmiş zaman kullanıyorum.şimdi ne aklımda ne kalbimdesin.
geçmiş zaman izlerindesin.