16 Ocak 2015 Cuma

Gelsen n'olacak?

Yine somurarak içmeye başladım düşmanımı.Az sonra bir daha,az sonra bir daha.kavga-dövüş ilerliyorum.
Uyuyorsun şimdi.İşin gücün uyumak. Saat 01. ben uyumuyorum..İşim mi var? Hayır.Uyku tutmadı.Yeni bir sigaraya devam.Kitaba devam.
Seni bekliyorum.Gelmiyorsun.Üstelik sen zaten yoksun.Haberin yok.Gelemezsin de. Uyku tutmadı.Uykum gelmiyor.Sen gel.. Gelsen n'olacak? 





7 Ocak 2015 Çarşamba

GÖZLERİNİN ANLAMINI ÖPERİM


Gecenin kör karanlığında 
odamda
lambayı söndürdüm
mezarlıkları düşündüm
ölümü düşündüm
ürktüm birden
sonra
yarın sabah
pencereme konacak güvercinleri
sonra 
seni
kaç kişi bütün gece senin gibi gündüze taşar
ben hala çözebilmiş değilim yaşanan saçmalığı
o kuru çıplaklığı yani yasallığını soluğumuzun
kaç kişi bütün ömrü senin gibi soluksuz yaşar
her aşkın mutlaka-gerçek aşksa ama-
illegal bir yanı da vardır diye diretişinle 
değişiyor gözlerimde gökyüzü
ben senin
gözlerinin anlamından öperim.

M.D

6 Ocak 2015 Salı

SEVGİ METASI


Hemen hepimiz aşık olmuşusuzdur.sonsuz umut ve beklentilerle başlayan çılgın bir akışın içinde buluvermişizdir kendimizi.Yalnızlığımız ,çaresizliğimiz bitiverecek sanmışızdır.Uzun sürmez düş kırıklıklarının başlaması .Ne olduğunu,neden olduğunu anlayamayız çoğu kez.Çünkü aslında aşık olduğumuz kişinin kendisi değildir çoğu kez,nesnesidir daha doğrusu nesnenin albenisidir.Sadece nesne olarak algıladığımız insandan bize akan arzudur ve bu arzu kalktığında aşk bitiverir ya da biz karıştırmışızdır nesnel görüntüyle,kafamızda daha önceden oluşturduğumuz görüntüyü..İçimizden bir ses ''işte aradığın bu''demiştir. ''bu senın hayalindeki sevgili'' .Ama yine o ses değil midir biten bir aşkın ardından öz savunmamızı üstlenen''yanlış kişiydi''diye bizi aklayıveren.
Sevigiye dair ne biliyoruz?  ne yapıyoruz?  Yoksa gercekte istediğimiz şey sadece sevilmek mi? ''sevmek istiyorum'' derken kastettiğimiz sevilmek istiyorum mudur çoğunukla. Bunda bizi, istediğimiz,beklediğimiz anlamda sevecek bir insanı bizimde seveceğimiz varsayımı yatar,bu doğrudur da insanın değer verdiği kişinin sevgisine kayıtsız kalması güçtür. Ama sevgi meta mıdır ki,vermek için önce birşeyler almayı bekleyelim? Oysa sevmek nesnelerden soyutlanmıs sıcak ve üretken bir ilişki için emek vermek,mutluluksa,vermeyi sevince dönüştürebildiğimiz yerde ,sıcak bir simit tadında duyumsadığımız şey değil midir?..peki bunca kolayken sevmek ve bunca güzelken neden beceremiyoruz öyleyse? Bugün her şeyin bir maliyeti var ve bir etiketi var.sevginin de.değerler hiyerarşisinde sevgi giderek daha aşağılara itiliyor ,beğeniler standartlaştırılıyor ve sevgi de ucuza maledilmesi gereken bir meta konumuna indirgeniyor.Kimse de bundan bağımsız düşünemiyor,hareket edemiyor.

DEĞİŞİK YAŞLARIN İNSANI

Bazı geceler böyle yapıyorum.gün ışıyana 
kadar oturuyorum.sonra bir saat kadar uzanıyorum.sonra dışarı.tabi kahvaltı yaptıktan sonra...sabahlara kadar oturduğum bazı geceler benim için az okumalı,bol düşünmeli,ancak benim duyabileceğim şekilde müzikli..ne düşünüyorum.öyle derin şeyler değil..kendimle ilgilii biraz da uydur kaydır şeyler,yaptıklarım,hatalarım,aptallıklarım,pişmanlıklarım sonra gülümsüyorum iyi yapmışım dediğim şeyleri de düşünüyorum.o zaman övünüyorum kendimle..bazen de didik didik ediyorum kendimi.üstüme ateş basıyor...hep böyle olsa ne iyi ,geçmişten süzülüp gelen anılar. ama bugün var.acı var,ölüm var,bitmek bilmeyen gelecek kaygısı var.

sonra diyorum ki bıraksam her şeyi,gece.dışarı çıksam fırtına alıp beni götürse ''bırak kalbine gireyim'' diyene.bir mesaj aldım.''nüfusa göre 26 yaşındayım. bazen 300 yaşında,bazen 3 yaşında,bazen 18 yaşında,bir türlü kestiremedim.ama asgari olarak 1 azami olarak 1 milyon yaşında oluyorum diyor''. bilirim bu durumu.çünkü ben de değişik yaşların insanıyım.bu yüzden bir dostum uyarmıştı beni ''büyü artık'' demişti. bazen büyüyorum.1 milyon yaşında oluyorum.bu kez ''ne var,ne oluyor''diyorlar.anlatamıyorum.bu dünyada 1 milyon yıl yaşamak kolay mı.

sonra devam ediyor mesaja ''bırak diyor kalbine gireyim,seni sana inat seveyim.sen, seni sevmemenin sorumluluğunu alabilcek misin?'' gece..fırtına,,o mesaj. ''bırak kalbine gireyim''diyen.iç dünyamı allak bullak etti bu söz.ne güzel.tartışmasız.kayıtsız şartsız ''bırak kalbine gireyim diyor' diyor.bütün eksiğimi gediğimi,yanlışımı kabul ediyor,bütün insaniliğiyle kalbini veriyor bana.bir sürek avının susuz kalmış insanına hayat suyu vermiş gibi geldi bu sözler.ah cancağızım,bu ne büyük bir onur ne büyük bir ödül bana.seni asla unutmam.çünkü bu dünyada hiçbir şey,ama hiçbir şey insandan,insan kalbinden daha değerli değildir benim için...

Yine de giremiyorsun kalbime,kalbim senin kadar geniş değil çünkü. ben sevmeyi bilmeyen bir çocuğum.açamıyorum kalbimi sana,dokunamıyorsun bana.susuyoruz geceler boyu.kızmıyorum sana,kızmıyorsun bana..sonra uzaklaşıyoruz.bir kaç anı,bir kaç gözyaşı..unutuyoruz..hep yaptığımız gibi..

SENDEN ÖNCE GELDİM DÜNYAYA

Burası gece ile gündüzün çevriminde bir gezegen.üstünde bir kaç yaşam..tarih geçmişle gelecek arasında bir kuşak.kendimi dalgaların çalkantısına bırakmıştım.öylece ne kadar kaldım bilmiyorum.içimdeki küçük kıpırtıları duyana dek ne kadar süre geçmişti.tarih hangi zamandı.küçük kıpırtıların kaynağı benim dışımdaydı.bu kez sevgilisini arayan bir genç adamdan geliyordu.konusuyordu.sözleri algılamak çaba gerektiriyordu.''onu gördün mü?'' diye soruyordu bana ''saçları senin gibi dalgalı.gözleri iri.ne çok benziyorsun ona buralarda görün mü? görmüş olmalısın..'' aradığı kızı görmemiştim.görsem bile anımsayamazdım.anılara yer yoktu boşluklarda.yalnızca yeşil gözlerine takılıp kaldı bakışlarım.sık sık karşılaşıyorduk sevgilisini arayan genç adamla.bütün ağırlığına rağmen kendiyle ilgili her şeyi sırtında taşıyordu inatla.hafiflemek gibi bir isteğe kapılmamıştı.herkesle konuşabiliyor.anılarla anlamları topluyor,sevgiyle çarpıyordu.hep sevgilisini anlatır yukardakine selam yollardı ona.''çocuk '' der yukardaki.''ne aptalsın! bir larvadır aşk..başkalaşımın evresidir''adam bilir.selamını hiç söylemedi sevgilisine yine de gönderir her gece.''bak''der yukardakine ''sen herkesi görüyorsun.sevgilimi görüyorsun.o da seni görüyor.başını kaldırıp bakıyor.biliyorum.söyle.selam söyle benden.onu cok sevdiğimi söyle.onu aradığımı.ne olursa olsun bulusacagımızı'' önceleri bu bulanık boşlukta sevgilisini bulabileceğine inanmıyordum.ama zaman geçtikçe onunla konuştukça inanmaya başladım.konusabiliyordum ben de artık.sözcüklere anlam yüklüyordum.inanıyordum.korkuyordum.yeşil özlemlerimi gerçekleştirmek istiyordum.yalnızlık hapsinde olanlara elimi uzatıyordum.kayıp renkleri arıyor,bahar kokularını özlüyordum.sevgilisini arayan adamla birlikte.genç adam bir gün ''hiç olmayacak''dedi. sonra sürdürdü''hiç olmayacak olanın,bir yerde gerçekleşmiş olabileceğini düşündün mü hiç?'' ''uzak yıldızın birinde.cok,cok uzakta..belki..''dedim.''anlamsızlık yaşamayı gerektirmiyor''dedi.!!''yaşamaksa anlamsızlığı' ' birbirmizle konuşmayı sürdürdükçe umudumuz büyüyordu.birbirimize tutunuyorduk.''bu aşk bir lavradır...bu aşk'' diye konuşuyordu yukardaki.''senin lavran başka erişkinlerin besinidir.''sesi bir yere kapılıp gidiyordu sanki.uzaklaşıyordu gittikçe.''korkmana gerek yok ''dedi ona yanımda duran kadın.''sevgi tohumları ekiyoruz biz.seviyoruz.birbirmiz seviyoruz.kendimizi seviyoruz.ne olduğumuzu,ne olmak istediğimizi biliyoruz.insan olarak yaşayacağız''işte o an bir insan olduğumu düşündüm ilk kez.bir insanım ben.yukardakinin sesini hiç işitmedim o günden sonra.bir çok insandan biriydim bende.yürüyordum.boşluğun dalgaları yoktu.bir çiçek kokusu havada.kuş çığlığı.ter kokulu sevişmeler..genç adamın sevdiği kız burdaydı.daha pek çok insanla birlikte.burası dünya ! genç adamla kız sarıldılar,koklaştılar.hiçbir zaman gerçekleşmeyecek sanılannın gerçekleştiği yer burası.DNA'alar ikiye bölündü.bir sprem bir yumurta hücresi ile birlişti.yeni canlının hücreleri yeni bir DNA içerdi.burası dünya..uzak bir yer...olanaksızın istenebileceği bir yer.umudun yaratılabileceği...burda,dünyada yazıyorum bu mektubu sana.sanıyorum senden önce vardım buraya.tıpkı genç adamın sevdiği kız gibi..senden önce geldim dünyaya.

HER ÖLÜM ERKENDİR

Bir hastane kapısında acıyla yüzyüze gelmiş, ne olduğunu anlamaya çalışırken; gördüğün taksiden inen teyzeyle, başka şeyler düşünmeye başlıyorsun. Aklın kıyas yapmaya, ölüme bir sıra biçmeye yelteniyor çaresizce. Bütün bildik sözler sıralanıyor ardı ardına. Biliyorsun sende, bunu da sindirip, tahammül edilebilir hale getireceksin, ama zamanla. Fakat bundan sonra, genç ölümleri duyduğunda, bir film karesi gibi aynı sahneyi defalarca hatırlayıp, her seferinde aynı şeyleri hissedeceğini de biliyorsun.
Erkendir her ölüm, sevdiğini uğurlarken buralardan. Başlangıcı olup sonsuza uzanan tek şey zamandır. Ve geriye kalan herşey, onun içinde kaybolmaya mahkumdur, biliyorsun. Bunu tahmin etmemişsin işte, hiç böylesi aklına gelmemiş. Düşlemiş miydin? Böyle birşeyi nasıl düşlersin ki, düşlemedin elbet. Sevdiğin hiçkimseye yakıştıramadın ki ölümü. Onlar sıcaktılar, sevgi dolu. Ama ölüm, içini üşütecek kadar soğuk. Ellerin değil, duygularındı üşüyen şu yaz ortası.
Görememek, konuşamamak. Bir gün önce yanında olandan, artık bir ömür boyu ayrı kalmak gibi yakıcı hisler kapladı heryanını. Bu idi demek, sevdiklerinden önce gitmek isteyişinin nedeni. Bunu nasıl bir bencillikle istediğin ve isteğini ne kadar geçerli nedenlere dayandırdığın aşikardı şimdi.
Ona senden yakın olanların acısını görünce, sakladın kendi acını. Öncelik sırasını karıştırdın acıların. Onların bu haline mi, acının asıl nedenine mi üzülüyordu için, en ilk?
“Birileri yeni kitaplar yazacak, okuyamayacaksın; yeni filmler çekilecek, izleyemeyeceksin; sevdiğin bir şarkıyı bir daha dinlemek isterken, dinleyemeyeceksin.” diyordu ya filmde. Gideceği zamanı bilerek yaşamanın verdiği ağırlığı, bir kez daha hissetmiştin o sahneyi izlediğinde.
Sana acı verenin, onun acılarına son verdiğini aklına getirdin bunları düşününce. O, kurtulmayı diliyordu belki de, kurtuluş ölüm olsada; oysa sen, razı değildin ölümüne, onun acılarından habersiz olsanda. Bu açmazda, kim daha acılıydı ki acaba?

Geçmiş Zaman İzi

Bir sigara yakıyorum durup dururken biraz sıkılıyor biraz da hatırlıyorum,bundan üç yıldan önce de beni duymadığını anımsıyorum ..silkiniyorum. sonra bende kalan yüzünü,çalmadığın kapımı düşünüyorum.Yaşadığım,yaşamaya hani neredeyse zorunlu olduğum onca ayrıntı hep senle devam ediyor ve ben bundan nefret ediyorum. üç yıl öncesini hatırlıyorum ..imkansızlıkları,geç kalmışlıkları anımsıyorum durup dururken. sahi ben seni mi sevmiştim yoksa yıllar yılı ardımdan gelen olasılığı mı? 
Neden geldin sen bunca zamandan sonra karşıma . o akşam vaktini düşünüyorum son kez.gülüşünü,bakışını..neden geldin ? cevap yok. sonra neden gittin ? cevap yok. onca geniş zaman varken sevemediğin beni yasak zamanlarda  mı sevmeye başladın birdenbire? ben sevmiyordum artık seni. belki de hiç sevmemiştim .Şimdi hangi mezarlıktan hortladıysan  tekrar dön oraya.şimdi aynalardan birini takılıyor yine bakışlarım. yansımamdan hiçbir tepki alamayacak gibi oluyorum içimdeki onca fırtınaya karşın. ne yalan söyleyeyeyim biraz da korkar gibi oluyorum ..zamanın tanımlanması güç bir yerlerdeyim hangi kaçışın hangi  hangi yalnızlığın yansımasını buluyorum bu yüzde bilmiyorum artık bilemiyorum. yazılarımda di'li geçmiş zaman kullanıyorum.şimdi ne aklımda ne kalbimdesin. geçmiş zaman izlerindesin.