Bir hastane
kapısında acıyla yüzyüze gelmiş, ne olduğunu anlamaya çalışırken; gördüğün
taksiden inen teyzeyle, başka şeyler düşünmeye başlıyorsun. Aklın kıyas yapmaya,
ölüme bir sıra biçmeye yelteniyor çaresizce. Bütün bildik sözler sıralanıyor
ardı ardına. Biliyorsun sende, bunu da sindirip, tahammül edilebilir hale
getireceksin, ama zamanla. Fakat bundan sonra, genç ölümleri duyduğunda, bir
film karesi gibi aynı sahneyi defalarca hatırlayıp, her seferinde aynı şeyleri
hissedeceğini de biliyorsun.
Erkendir her
ölüm, sevdiğini uğurlarken buralardan. Başlangıcı olup sonsuza uzanan tek şey
zamandır. Ve geriye kalan herşey, onun içinde kaybolmaya mahkumdur, biliyorsun.
Bunu tahmin etmemişsin işte, hiç böylesi aklına gelmemiş. Düşlemiş miydin? Böyle
birşeyi nasıl düşlersin ki, düşlemedin elbet. Sevdiğin hiçkimseye yakıştıramadın
ki ölümü. Onlar sıcaktılar, sevgi dolu. Ama ölüm, içini üşütecek kadar soğuk.
Ellerin değil, duygularındı üşüyen şu yaz ortası.
Görememek,
konuşamamak. Bir gün önce yanında olandan, artık bir ömür boyu ayrı kalmak gibi
yakıcı hisler kapladı heryanını. Bu idi demek, sevdiklerinden önce gitmek
isteyişinin nedeni. Bunu nasıl bir bencillikle istediğin ve isteğini ne kadar
geçerli nedenlere dayandırdığın aşikardı şimdi.
Ona senden
yakın olanların acısını görünce, sakladın kendi acını. Öncelik sırasını
karıştırdın acıların. Onların bu haline mi, acının asıl nedenine mi üzülüyordu
için, en ilk?
“Birileri yeni
kitaplar yazacak, okuyamayacaksın; yeni filmler çekilecek, izleyemeyeceksin;
sevdiğin bir şarkıyı bir daha dinlemek isterken, dinleyemeyeceksin.” diyordu ya
filmde. Gideceği zamanı bilerek yaşamanın verdiği ağırlığı, bir kez daha
hissetmiştin o sahneyi izlediğinde.Sana acı
verenin, onun acılarına son verdiğini aklına getirdin bunları düşününce. O,
kurtulmayı diliyordu belki de, kurtuluş ölüm olsada; oysa sen, razı değildin
ölümüne, onun acılarından habersiz olsanda. Bu açmazda, kim daha acılıydı ki
acaba?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder